Mutfağımız Türk mutfağı ve turizm
Türk mutfağı ve turizm PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 12 Eylül 2009 11:19

Dünyada yeni turist profilinin belirlenmesi için yapılan çalışmalar, turistlerin gittikleri ülkelerde tarihi ve turistik mekanlar kadar o ülkenin mutfağıyla da yakından ilgilendiklerini gösteriyor. Turistler, özellikle kültür turistleri, farklı yerler görmek kadar farklı tatlar tatmak için de seyahate çıkıyorlar. Bu anlamda ülkemiz, sadece mutfağının zenginliğiyle bile çekim merkezi olabilecek özelliklere sahip. Zeytinyağlılardan, imam bayıldıya, iç pilavdan tatlı çeşitlerine kadar ülkemize gelenlerin damaklarında unutamayacakları tatlar bırakabilecek bir mutfağımız var.

 Ancak, dünya mutfaklarından geri kalır yanı olmayan mutfağımız yeterince tanınmıyor, Dünya Mutfakları Ligi sıralamasında ilk 5 arasında yer alamıyoruz. Bunun nedeni, bize özgü değerlerin pazarlanması ve sunumunda yeterince başarılı olamayışımız.

 

Ülkemize gelen turistler genel olarak Türk yemeklerini beğendiklerini ifade etseler de, en çok neyi beğendiniz diye sorsanız sayabilecekleri yemek isimleri birkaç yemekle sınırlı kalıyor: Şiş-kebap, döner, gözleme, baklava`dan öteye gidemiyorlar. Bunda, ağırlıklı olarak kitle turizmi yapmamızın payı da var. Çünkü kitle turizminde genel olarak herşey dahil sistemle çalışıldığı için turistler, yeme-içme ihtiyaçlarını otellerde karşılıyor. Yani herşey dahil sistemle ülkemize gelen bir turist, Türk mutfağını ancak kaldığı otelde çıkan yemeklerle tanıma fırsatı yakalayabiliyor. Bu otellerdeki aşçılarımız ise günde yüzlerce insana kısıtlı bütçelerle yemek hazırlarken ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar şüphesiz. Ancak `tatmak değil, doymak` amacına yönelik hazırlanan bu yemekler hafızalarda kalıcı izler bırakamıyor.

 

Kitle turizmi değil de kültür turizmi için ülkemize gelen turistler ise bu konuda çok daha şanslı. Tarihi turistik mekanları gezerken verilen molalarda gidilen restoranlar turistlere eşsiz tatlar tanımanın ufkunu açıyor. Örneğin, bir Güneydoğu turunda Şanlıurfa`da Balıklıgöl`ü, ve çevresindeki Halil`ür-Rahman, Hasan Paşa ve Rızvaniye camilerini dolaştıktan sonra çarşıdan, dostlarına rengarenk Urfa bezleri, isot, acı biber, kahve, mırra fincanı gibi hediyeler alan turist, akşam da restore edilerek turizme kazandırılmış geleneksel bir Urfa evinde yediği yemeğin tadını unutabilir mi? Bakın Mutfak Dostları Derneği`nin Yönetim Kurulu üyesi Sevgili Sevim Gökyıldız bunu nasıl özetliyor: `Ben tanıtımı yaparken dekor, tanıtım biçimi, yemekler, hepsini birlikte düşünüyorum. Siz bir yemeği herhangi bir yabancıya beyaz tabakla, bir beyaz masa örtüsünün üzerinde sunarsanız, en lezzetlisi de olsa, onu Türk yemeği diye hatırlamayacaktır. Herşey kendi dekoru içinde olmalı. Kokular da çok önemli. Yemekleri sunduğumuz restorana girince, Türkiye`yi temsil edebilecek bir kokuyu algılamalarını isterim.` Son yıllarda Türk mutfağının tanıtılması ve dünya liginde hak ettiği yeri alması için çok önemli çalışmalar yapılıyor. Genç aşçılarımız uluslararası birliklere üye olarak çok başarılı çalışmalara imza atıyorlar.

 

Diğer kültür hazinelerimiz gibi geleneksel mutfağımıza ait tatları da yine bize özgü mekanlarda yaşatmaya devam etmek ve gelecek kuşaklara bu tatları daha da çeşitlendirerek aktarmak ülkemize ve turizme gönül verenlerin amaçların biri olmalıdır. Dünyada daha fazla ve daha iyi tanınmak, daha fazla kişinin ilgisini çekmek yurdumuza daha çok turist gelmesini sağlayacak ve ekonomiye katkısı yanısıra uluslararası saygınlığımıza da katkıda bulunacaktır.

Son Güncelleme: Perşembe, 17 Eylül 2009 00:07